İSTANBUL'UN TARİHİ GÜZELLİKLERİ

İSTANBUL TARİHİ - ZENGİNLİKLERİ (BYZAS –NEA ROMA – CONSTANTİNOPOLİS –KONSTANTONİYE- DERSAADET – ASİTANE –İSLAMBOL) Bugün 13 milyon kişinin yaşadığı dünya şehri İstanbul’un kuruluş yıl- larına bir göz atalım: Yarımburgaz’daki mağaralarda bulunan duvar resimlerinin zamanımız dan 350.000-400.000 yı öncesinde ilk insanların eseri olduğu biliniyor. (Homo-Sapiens). Son yıllarda metro kazıları sırasında Yenikapı bölgesinde ortaya çıka- rılan son buluntular şehrin zamanımızdan 8500 yıl önce ( M.Ö.6500) is kân edilmiş olduğunu gösteriyor. M.Ö.616 yılında Yunanistan’ın Megara kentinden BYZAS isimli lider bir genç bölgesindeki baskılardan kurtulup yeni bir kent kurmak için bir kâhine danışır. Kâhin ona (körler ülkesi) nin tam karşısına gitmesini sa- lık verir. Byzas ordusuyla Sarayburnu’na gelir ve buraya hayran olur. Karşıyakadaki Kalkedonya’da (Kadıköy) oturanların hakikaten bu güzel- liği görmeyen körler olduğuna kanaat getirir. Şimdiki Topkapı Sarayı ve Sarayburnu çevresinde bulunan balıkçı köyü Ligos’un topraklarını sava- şıp alarak oraya yerleşir. Bizans İmparatorluğuna ve başkent Byzas’a is mini böylece vermiş olur. Zamanla Byzas dışardan birçok akınlara uğradı. Pers akınları şehri e- pey sarstı. Darius Anadolu Hisarı yakınlarına ulaşıp teknelerini yan yana dizerek 700.000 kişilik ordusunu boğazın karşı kıyısına geçirdi. Makedon Kralı Filippos ve daha sonra oğlu Aleksandros M.Ö. 4. yüz- yılda doğu seferlerine giderken şehri kuşattı. M.S. 2. yüzyılda Roma’dan gelen Bitinyalılar şehri zaptettiler. M.S. 324 yılında Roma İmparatoru CONSTANTİNUS MAGNUS ( Büyük Kostantin) doğuda yeni bir eş baş- kent arayışına girdi. Çünkü imparatorluk doğuda çok büyümüştü ve ora ları Roma’dan idare etmek gitgide güçleşiyordu. İmparator yeni başken ti Truva civarında kurmayı düşündü.Sonra bu fikrinden vazgeçip ilerledi Üsküdar civarında bulunan ve önceleri dostça ilişkiler kurmuş olduğu Licinuos’u mağlup ederek barış anlaşmasını bozdu, 324 yılında Saray- burnuna yerleşti. 6 yıl boyunca birçok Roma kentinden sanatçılar, anıt- lar, eserler getirterek şehri Roma’ya eş olacak şekilde 1400 hektarlık bir bölgede yeniden inşa etti.11 Mayıs 330 da yeni şehri CONSTANTİNOPO LİS adıyla resmen açtı. Günlerce ziyafetler verildi, çeşitli gösteriler ve eğlenceler yapıldı. 15 Şubat 360 da Ayasofya Bazilikası, 3. Roma İmparatoru JÜLİEN APOSTAT tarafından açıldı. 390 yılında da hemen civarına 1. TEODOSİ- OS tarafından Mısır’dan getirtilen 30 m. yüksekliğindeki granit sütun (Obelisk) dikildi. 413 yılında Yedikule-Topkapı-Edirnekapı surları yapıldı. 532 yılında Nika isyanında Ayasofya yerle bir edilip yıkılınca İmpara- Tor JUSTİNİANOS tarafından 5 yılda yeniden inşa ettirildi ve 27 Aralık 537 de yeniden açıldı. Aynı yılda hemen civarındaki Bazilika Sarnıcı (Ye- rebatan Sarnıcı) yapıldı. 558 deki depremde Ayasofya’nın kubbesinin doğu bölgesi çöktü,ona- rım sonucu kubbe 6 m. yükseltildi. Çeşitli onarımlar sonunda kubbe da- iresel özelliğini kaybetti. Kubbenin çapı bir yerde 31 m. ,bir yerde ise 32 m. dir. 1204 deki 4. Haçlı seferi sırasında Katolik Latinler tarafından İstanbul talan edilirken Ayasofya’da bulunan İsa’nın kefeni, gerçek haç tahtaları ve azizlerin kemikleri yağmalandı. Fetihten iki gün sonra 31 Mayıs 2453 de Ayasofya camiye dönüştürül dü. Sonradan tuğlaya dönüştürülen ahşap bir minare yapıldı. II. Beya- zıt devrinde bir taş minare daha yapıldı. III. Murat zamanında Mimar Si nan’a iki minare daha yaptırıldı. Böylece Ayasofya dört minareli bir ca- mi halini aldı. Başa dönecek olursak 330-395 yılları arasındaki 65 yıl boyunca Cons- tantinopolis şehri 7 Roma İmparatoru tarafından idare edildi. Roma şeh rinde oturmakta olan 7. imparator TEODOSİUS Roma İmparatorluğu- nun artık ikiye bölünmesi gerektiğine karar vererek17 Ocak 395 tarihin- de iki oğlundan HONORİUS’a Batı Roma’yı, ATCADİUS’a da Doğu Ro- ma’yı verdi. Doğu Roma İmparatorluğu başkenti Costantinopolis olarak varlığını 1000 yıldan fazla sürdürdü. Bu sürede tam 29 defa kuşatıldı,a- lınamadı. Son kuşatılmada Türklerin eline geçti. M.Ö. 27 yılında imparatorluk olan Batı Roma ise M.S. 476 da Kavim- lerin istilaları sonucunda tarihten silinince, Doğu Roma İmparatorluğu Ortodoks Hıristiyan inancının tek mirasçısı olarak varlığını sürdürdü. (Ortodoks kilisesi 1054 yılında Roma kilisesinden ayrıldı). Her ikisi de Hıristiyan olan Katolik Latinler ile Ortodoks Doğu Romalı- lar sonu gelmez din kavgalarıyla birbirlerine hep düşman oldular. O dö- nemin valisi Grandük Lukas Notaras’ın şu sözü tarihe geçmiştir: “ Cons- tantinopolis’de Latin haçını göreceğime Osmanlının sarığını görmeyi yeğlerim”. 1204 de işgale uğrayıp 1261 de kent Latinlerden tekrar geri alınınca kendini biraz toparladı. Fakat zamanla ekonomik ve askerî yön- den gitgide zayıflamaya başladı. Bir zamanlar İspanya ve kuzey Afrika’- ya kadar uzanan sınırlar 15. yüzyılın başlarında sadece İstanbul’un sur- ları içinde sıkışıp kalan bir hale geldi. Fetih sırasında şehrin nüfusu 50.000 den azdı. 1453 de Osmanlının olan şehrin adı değiştirildi, KONS- TANTONİYE olarak 1920 yılına kadar kullanıldı. Şehri tarihteki durumunu şöyle özetleyebiliriz: - 11 Mayıs 330 / 17 Ocak 395 arası 65 yıl Roma İmparatorluğu başken- ti oldu. Bu sürede 7 imparator görev yaptı. - 17 Ocak 395 / 29 Mayıs 1453 arası Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti oldu. Sadece 1204/1261 yılları arasında görev yapan 10 impa- rator tarafından(Latin işgalinde) İznik şehrinden yönetildi. Bu tarihler haricinde (1058 yıl boyunca) 73 imparator görev yaptı. 29 Mayıs 1453 / 13 Ekim 1923 yılları arasında Osmanlı İmparator- ğunun başkenti oldu. 470 yıl boyunca 30 padişah görev yaptı. Osmanlı hakimiyetinde İstanbul: Fatih İstanbul’u alınca Anadolu’dan ve Rumeli’den kişileri özendirerek veya zor kullanarak şehre getirtti ve yerleştirdi. Konya Aksaray’dan ge- lenler Aksaray’a, karaman’dan gelenler Fatih’e, Eğirdir’den gelenler Eğ- rikapı ve Samatya’ya, Samsun Çarşamba’dan gelenler Fatih- Çarşamba- ya, Milâs’tan gelenler de Balat’a yerleştirildiler. Fatih ilk sarayını Beyazıt’ta Üniversitenin bulunduğu arazide ahşap o- larak inşa ettirdi. Sonra Topkapı Sarayı yapılırken Çinili Köşkte geçici o- larak oturdu. Osmanlılar en geniş topraklara Kanunî devrinde kavuştu. Ama 15 mil- yon kilometre karelik topraklarda ancak 35 milyon kişi yaşıyordu. Nüfu- sun % 97 si okuma-yazma bilmiyordu. Ağırnas’lı Rum devşirme Mimar Sinan eliyle şehir anıtsal eserlerle donatıldı. İstanbul adeta bir şantiye sahası haline gelmişti.16. yüzyılın sonlarında nüfus hızla artmaya başla- yınca bazı önleyici yasalar çıkartıldı. Nüfusun iaşesi problem yaratıyordu Dışardan gelenler evlerde, hanlarda kefil olmadan oturtulmadı. 1664 de Kahire’den alınan vergilerle Mısır Çarşısı yapıldı. 18. yüzyılın ilk yarısında 12 yıl sefahat hayatı yaşayan İstanbul bu zevk dönemini 1730 yılında kanlı bir şekilde kapattı. Lale Devri sonunda nevşehir’li Damat İbrahim Paşanın parçalanarak öldürülmesi, isyan çı- karan Patrona Halil denilen hamam tellâkının ve adamlarının idamları gibi olaylar… Reform hareketlerine başlayan III. Selim’in yenileştirme çabaları, bunun işlerine gelmemesi sonucu yeniçeriler tarafından kılıç ve hançer darbeleriyle öldürülmesi, daha sonra II. Mahmut’un orduya yönelik modernleştirme hareketleri nihayetinde yeniçeri ocağının kaldı- rılması vb…Eski yeniçeri mezarlarının taşlarını kırdırtan padişah sadece Mimar Sinan’ın mezarına dokunmamıştır. Daha sonra şehir tarih boyunca şunları yaşadı: - 1 Kasım 1831 de ilk gazete (Takvim-i Vekayi) basıldı. - 1839 da ilk kâğıt paralar (Kaime-i muteber-i nakdiye) kullanıldı. - 1850 de İngilizlerin ( Bank-ı Osmani) adıyla kurdukları, daha sonra buna Fransızların ortak olmasıyla adı ( Bank-ı Osmani-i Şahane) olarak değiştirilen (Osmanlı Bankası) Galata’da faaliyete geçti. - 1854 de ilk belediye örgütü Salih Paşa başkanlığında kuruldu. - 1856/1857 de ilk kez Beyoğlu bölgesi aydınlatıldı. - 1858 de Aksaray semtindeki tüm Arnavut kaldırımları yenilendi. Boğaz ve Haliç’teki deniz trafiği hızlandı, birçok iskeleler açıldı. - 1858 de Beyoğlu’nda ilk fotoğraf stüdyosu Kevork ve Vichen Abdullah biraderler tarafından açıldı. Uzun yıllar fotoğrafçılığı ellerinde tutan bu iki kardeş 1878 Rus savaşında Rus komutan Nikola’nın yanında yer al- dıkları gerekçesiyle Sultan II. Abdülhamit tarafından görevden alındılar. - 1859 da o zamana kadar 13 adet olan erkek rüştiyesi yanına ilk kız rüştiyesi (ortaokul) açıldı. - 1868 de Galatasaray Mekteb-i Sultanî açıldı. - 1869 da Şehremini Sever Paşa zamanında atlı tramvaylar çalıştırıldı. - 1870 de Belediye Başkanı Haydar Efendi zamanında Tünel devreye girdi. ( Londra ve New-York metrolarından sonra dünyada 3. metro). - 1875 de tüm fırıncılar Başkan Kadri Paşa tarafından disipline edildi ve İstanbullular ilk defa iyi ve sağlıklı ekmeğe kavuştu. - 1878 de nüfus sayımı sonucu 546.000 iken 7 yıl sonra 1885 de nüfus 874.000 oldu. O sırada şehirde 130.000 yabancı uyruklu yaşıyordu. - 13 Mart 1880 de Bakan Münif Paşa yönetiminde ilk kız lisesi açıldı. - 1886 da şehirde 11 yayınevi vardı. Türkçe yanında Ermenice, Rumca, İngilizce, Fransızca yayınlar yapılıyordu. - 1891 de Osman Hamdi Beyin girişimiyle Arkeoloji Müzesi açıldı. - 1894 depreminde zarar gören Kapalıçarşı Rıdvan Paşa zamanında o- narıldı. - 1895 de Fenerbahçe’de ilk otomobil görüldü. ( Basra mebusu Zehirza- de Ahmet Paşanın otomobili). - 1903 de Şehzadebaşı Direklerarası’nda alem yapılıyor dedikoduları ü- zerine İstanbul’daki bütün tiyatrolar kapatıldı. Bu yasak 2 yıl sürdü. - 1903 de ( Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü) kuruldu. ( Başkan Meh- met Şamil Bey). - 1905 de Galatasaray Lisesi bünyesinde ( Galatasaray Spor Kulübü) kuruldu. ( Başkan: Ali Sami Yen Bey). - 1907 de Fenerbahçe’de ( Fenerbahçe Spor Kulübü) kuruldu.( Başkan: Nurizade Ziya Songülen). - 1914 de Topkapı Sarayı’nın dış bahçeleri Şehremini Cemil Topuzlu Pa- şa tarafından ( Gülhane Parkı) adı altında halka açıldı. - 1914 de elektrikle işleyen tramvaylar çalıştırıldı. 12 Ağustos 1961 de bunlar kaldırıldı. Bugün sadece Beyoğlu’nda ve Moda’da çalıştırılan nos- taljik tramvaylar vardır. - 1918 de ilk kadın tiyatrocular sahnelerde görülmeye başlandı. Afife Hanım, Jale takma adıyla Kadıköy Apollon sahnesine çıktı. - 1923 yılında İstanbul’un nüfusu 720.000’ e indi. - 18 Ekim 1924 de Topkapı Sarayı müzeye dönüştürüldü. - 1925 de Avusturya’lı heykeltıraş H. Krippel tarafından Sarayburnu’na Atatürk’ün ilk heykeli dikildi. - 1928 de İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın eseri anıt heykel Tak- sim meydanına konuldu. - 1932 de Konstantinopolis adı yasaklandı, şehrin resmi adı İstanbul oldu.

 

- 1942 de uygulanan( Varlık vergisi) sonucu gayrı Müslimler ülkeyi terk ettiler. 
- 1955 de 6/7 Eylül olaylarında İstanbul’un tarihine kara leke bulaştı.
Başta Beyoğlu olmak üzere birçok semtlerde Rumlara ait konut ve iş
yerleri yağmalandı, kiliseler ateşe verildi. Birçok Rum vatandaş İstan-
bul’u terk etti. Bugün Kuzguncuk’ta yan yana duran cami, kilse ve si-
nagog geçmişimizi biraz unutturmaya acaba yetermi?...
 
              İSTANBULUN   7    TEPESİ
  İstanbul’un  yedi tepesi derken sur içindeki İstanbul’dan bahsedilir.
Bu tepeler şunlardır:
- 1. tepe: Topkapı ve Sultan Ahmet Camiinin bulunduğu bölge,
- 2. tepe: Çemberlitaş’ın bulunduğu bölgedeki tepe,
- 3. tepe: Beyazıt ve Süleymaniye bölgesi,
- 4. tepe: Fatih bölgesi,
- 5. tepe: Yavuz Selim bölgesi,
- 6. tepe: Edirnekapı bölgesi,( En yüksek bölgedir. 76m.)
- 7. tepe: Cerrahpaşa bölgesi.
Bunlardan ilk altı tepe Halice doğru , yedinci tepe ise Marmara denizi-
ne doğru bakar.
 
                  İSTANBULUN          ZENGİNLİKLERİ
 
   Sayısız mimarî eserlerle dolu bu şehirle dünyanın hiçbir şehri boy ölçüşemez. Yalnız isimlerini saymakla ciltler dolduran bu zenginlikler-
den sadece birkaç tanesini kısaca tanıtmakla görevimizi yapmaya çalı-
şalım.
 
   FATİH CAMİİ: ( Yapım yılı: 1462-1470 )
   
II. Mehmet İstanbul’u alınca kentin bu dördüncü tepesine eski bir Bi-
zans kilisesi olan ( Havariler kilisesi) nin yıkıntıları üzerine camii inşa
ettirdi. Mimarı bir Rum devşirme olan Atik Sinan’dır. Caminin inşası bittiğinde Fatih camiyi büyüklük açısından ve Ayasofya’yı aşmadığı i-
çin beğenmez. Atik Sinan’ın ellerini bileklerinden kestirtir. Mimar kesik
bilekleriyle kadıya giderek şikâyette bulunur. Kadı Sultanı huzuruna 
davet eder. Fatih gelir, ayakta durarak kadının sorularını yanıtlar. So-
nunda kadıya “ eğer bana oturmam için yer gösterseydin seni oracık-
ta öldürürdüm, mahkemenin huzurunda bende herkes gibiyim” der. 
Sonra hiddetinden ötürü mimara yaptığı zalimliği kabul ederek onu 
ömür boyu maaşa bağlar. Fakat daha sonra neden bilinmez, cellatla-
rına fermanını vererek mimarın  boynunu vurdurtmuştur. 
   Cami 1766 depreminde büyük ölçüde yıkıldı. 1771 de III. Mustafa’-
nın baş mimarı Mehmet Tahir Ağa tarafından caminin temellerine ini-
lerek yeni baştan inşa edilmiş oldu. 
   İlk Türkçe ezan 29 Ocak 1932 de bu camide okundu. Şimdi ortadan
kalkmış olan külliyesindeki İmaret yerinde medrese talebelerine ye-
mek pişirilir ve kabak mevsiminde 40 gün süreyle devamlı kabak ye-
meği çıkarılırmış. Dilimize yerleşen ( artık kabak tadı verdi) sözü ora-
dan gelir.
   Camini Hazire ( mezarlık) kısmında bulunan türbede Fatih tek ola-
rak yatıyor. Fakat son yıllarda yayılan söylentilere göre Fatih’in bura-
da değil de, caminin temellerinde ortalara doğru giden dehlizlerdeki 
eski bir mezar odasında mumyalanmış şekilde yattığı dillenmektedir.
Hazirede Pilevne kahramanı Gazi Osman Paşa, gazeteci Ahmet Mit-
hat Efendi, Sadrazam Gazi Ahmet Muhtar Paşanın da mezarları vardır
   Bilindiği gibi Osmanlı padişahları arasında acımasızlıklarıyla, zalim-
likleriyle en fazla bilinen üç padişah Fatih, Yavuz Selim ve IV. Murat-
tır. Fatih aynı zamanda sanata olan düşkünlüğünü İtalyan ressam Bellini’ye yaptırdığı resmi ile göstermiştir. Fakat onun acımasızlığına 
ait pek bilinmeyen bir örneği burada dile getirelim:
   Bellini daha önce yapmış olduğu bir resmi Fatih’e gösterir. Bu resim
de İsa’yı vaftiz eden (Vaftizci Yahya) nın Romalılar tarafından boynu--
nun kesilerek öldürülmesi işlenmiştir. Fatih resmi beğenir ama  bir
noktayı tenkit eder. Boynundan vurulan birinin boğazının bu denli u-
zun resmedilişinin yanlış olduğunu söyler ve hemen bir köle istetir. Kö
le huzura getirilir. Fatih Bellini’nin gözleri önünde kılıcıyla bir vuruşta 
kölenin kafasını gövdesinden ayırır. Sonra ressama dönerek “ bak, bo
yun nasıl büzüştü ,küçüldü” der. “ Kesilen boynu böyle çizmelisin”.
Tabii Bellini’ni gözleri faltaşı gibi açılır.
 
   SULTAN AHMET CAMİİ:
 
   6 minareli, 16 şerefeli caminin temeli 4 Ocak 1610 da atıldı. 7,5 yıl
sonra 9 Haziran 1617 de açılışı yapıldı. Sultan I. Ahmet inşaat sırasın-
da eteğine toprak doldurarak işçilerle beraber çalıştı. Mimarı Sedefkâr
Mehmet Ağadır. Kubbenin çapı 23,5 m. dir. Mavi renk ağırlıklı 21.043
adet nefis çini kullanılmıştır. Yabancılar ( Mavi Cami ) olarak adlandı-
rırlar. ( Blue Mosque).
   Bu arada (Fatih Kanunnamesi) ne biraz değinelim: Fatih’in koyduğu
kanuna göre devletin sorunsuz idamesi için padişahın kendi kardeşle-
rini, onun oğullarını, gerekirse (ekber-i evlât) hariç, yani büyük çocuk
hariç diğer çocukların öldürülmeleri gerekirdi. Bu kanun I. Ahmet’e ka
dar aynen uygulandı. Sultan I. Ahmet saltanat kavgalarının göz yaşla-
rıyla dolu bu uygulamalarına son vererek ( kardeş katli) ni ortadan kal
dırdı. Onun iradesine göre artık tahta çocuklardan büyük olanı (ekber
-i evlat) geçecek, böylece ölümler, katliamlar son bulacaktı. Ama bu sefer başka mahzurlu durumlar ortaya çıktı. Diğer kardeşler öldürül-
müyor, ama bir nevi hapis hayatı yaşıyorlardı. Diğer saraylarda göze-
tim altında yıllarını geçiren bu kişiler zamanla depresyona uğruyor, pa
ranoyak bir halde, hatta delirerek yaşam savaşı veriyorlardı.Yıllar son-
ra mecbur kalınıp onlardan bazıları kollarından tutulup tahta oturduk-
larında , dünyadan bihaber,şaşkın,deli olarak sözde hüküm sürdüler.
Onların bu hallerinden devşirme sadrazamlar, saray kadınları istifade
ettiler. Bu durum Osmanlının son zamanlarındaki gerilemenin sebep-
lerinden biri olarak sayılabilir.
 
   SÜLEYMANİYE CAMİİ:
 
   Mimar Sinan’ın kalfalık eseridir. İnşasına 13 Haziran 1550 de başlan
dı,15 Ekim 1557 de açılışı yapıldı. İç mekândaki 9 metrelik 4 pembe 
sütundan biri İstanbul Kıztaşından, diğeri Topkapı Sarayından, üçün-
cüsü İskenderiye’den, sonuncusu da Lübnan’daki Baalbek tapınağın-
dan getirildi. 
   Mimar Sinan inşa sırasında imparatorluğun her tarafından malzeme 
istedi ve bunları külliyenin yapılacağı araziye yığdı. Ezine, Marmara Ereğlisi, Bozcaada, Mut, Silifke, Gazze’den sayısız taş örnekleri,sütun-
lar getirtildi. Sofya’daki demir ocaklarına sipariş edilen demirler, kur-
şunlar büyük zorluklarla getirildi. Keresteler deniz yoluyla taşındı. Si-
nan caminin temelini attıktan sonra bu temelin oturması için bir yıl-
dan fazla bekleyince, inşaatın ekonomik nedenlerden dolayı durduğu-
nu sanan İran Şahı Tasmahb , bunu fırsat bilerek Kanuni’yi sıkıştır-
mak istedi. Yardım bahanesiyle sandık dolusu mücevherler gönderdi.
Buna çok sinirlenen Kanunî , Sinan’a gereğinin yapılmasını buyurdu.
O da bütün bu hazineyi ufalattırarak inşaatın harcına kattı.
   Şantiyede 1713 Müslüman, 1810 Hıristiyan işçi çalıştırıldı. 7 yılda tamamlanan bu eser mimarlık sanatı bakımından tüm çağlara ders verecek bir muhteşemliktedir. 26,5 m. lik kubbe 4 fil ayağı üzerine o-
turur. Kubbenin tuğlaları hafif olsun diye Hasköy’de özel olarak imal 
edildi. Kubbede hapsedilen sesin yankılanmaması için tuğlalar arasına 
ağızları bize doğru bakan 255 adet kavanoz yerleştirildi. Kubbenin te-
pe yüksekliği 53 m. dir. İç mekânda yanan kandillerden çıkan isler
duvarları kirletmemesi, hem de onları mürekkep yapımında kullanabil-
mek için bir hava akımı yaratılarak girişin üzerindeki is odasında top-
lanır. 
   Mimar Sinan’ın şirin, küçük türbesi cami avlusunun kuzey-batı köşe-
sindedir.
   Zigetvar Kalesi kuşatmasında 72 yaşında iken 7 Eylül 1566 da ölen
Sultan Süleyman’ın ölümü askerden 46 gün gizlendi. Bu müddet zar-
fında İmam Hasan’a sultanın elbisesi giydirildi. Sadrazam Sokullu Pa-
şa, Hasan Ağanın önünde eğilerek Kanunî ile konuşuyormuş gibi ko-
nuştu. Kanuni’nin iç organları sonradan orada yaptırılan türbededir.
Mumyalanmış cesedi İstanbul’ a getirildi ve muhteşem türbesine gö-
müldü.
 
    YAVUZ SELİM CAMİİ:
 
   Cami mimar Acem Ali tarafından 1522 yılında yapıldı. Camiyi yaptı-
ran Yavuz Selim değil, onun oğlu Kanunî Sultan Süleyman’dır. Fakat 
cami bölgesini Yavuz Selim önceden belirlemişti. Cami kubbesinin ça-
pı 24,5 m. dir. Acımasızlığıyla ünlenmişti Yavuz. Türkistan sultanının 
kafatasını kadeh gibi kullanıp içinden şarap içmişti. Sadrazamları on-
dan çok çekinirlerdi. Birçoğunu da öldürtmüştür. O devirde birine bed
dua  edilecekse ( Yavuz’a vezir olasın ) denirdi.Kendisinin ilginç bir ya
şam tarzı varmış. Ahşap bir kase içinde günde tek öğün yemek yer-
miş.
    Yavuz sekizgen bir türbede tek başına yatıyor. Sandukasının üzerin
de lekeli bir kaftan vardır. Mısır seferinde Kahire’den Şam’a dönerken 
yanında atıyla ilerleyen bilgin Kemalpaşa zadenin atı bir ara çamura girer, sıçrayan çamur sultanın kaftanını kirletir. Yavuz buna üzülen Kemalpaşa  zadeyi teselli eder. “ Bu leke benim için şereftir, öldüğüm
de sandukamın üzerine konula” der. 500 yıllık çamur lekeli kaftan ha-
len sandukanın üzerinde durmaktadır. 
 
   BEYAZIT  CAMİİ:
 
   1501-1506 yıllarında yapılmıştır. Mimarları belirsizdir. Kemalettin, Hayrettin ve Yakup Şah bin Sultan diye bahsedilir. Güvercinlerinin çok
       luğundan (güvercinli cami) de denir. Tek minareli yapılmış, ikinci
       minare sonradan 19. yüzyılda eklenmiştir. II. Beyazıt dinî inanışları 
       çok güçlü ve sofu bir kişi idi. Kendi camisinde imamlık yaptığı söylenir
       Türbesini oğlu Yavuz 1513 tarihinde yaptırdı.
   
   BEYAZIT  KULESİ:
 
   1749 da ahşap olarak yapıldı. Yangın kulesi görevi görüyordu.1828
yılında II. Mahmut döneminde Balyanlar’a yaptırılan taş kule bugünkü
kuledir.85 m. yüksekliği, 180 basamağı vardır.
 
   BEYAZIT  MEYDANI:
 
   İstanbul’un en işlek ve ana caddelerinin kavşağı olan bu büyük mey-
danda 1908 Meşrutiyetin ilânında Selim Sırrı ve Rıza Tevfik ateşli konuş
malar yaptılar. Vali Haydar Bey zamanında meydanın ortasına yuvarlak
büyük bir havuz yapıldı. Tramvaylar bu havuzun etrafından dönerek iler
lerken güzel bir manzara yaratırlardı. 1960 yılında bu havuz doldurulup
kapatıldı ve bir takım beton setlerle basamaklar yapıldı. Bugün o güzel
manzaradan geriye çok çirkin bir görünüm kaldı. 
 
   ÇEMBERLİTAŞ   ANIT  SÜTUNU:
 
   34,80 m. yüksekliktedir. Kentin kurucusu Büyük Konstantin tarafın-
dan 328 yılında dikildi. Tepesine konulan Apollon heykeli Roma’daki
Apollon tapınağından sökülerek buraya getirildi.330 yılında açılışı yapı-
lan sütun 50 m. yi aşkın yükseklikte idi. Tepedeki heykel sonradan in-
dirildi. Onun yerine başa geçen imparatorların heykelleri konuldu. 11.
yüzyılda bir fırtına sonucu düşen heykelin yerine dev bir haç konuldu. 
Osmanlılar şehri alınca haçı indirdiler. 1672 de çıkan yangında bloklar
çatlayınca demir çemberlerle korumaya alındı. Çemberlitaş adı oradan 
geliyor. Kalın silindirik anıt kırmızı porfir taştan olup 9 adet silindirik
blok halindedir. Alttaki kaidenin içinde Hazreti İsa’ya ait haç tahtaları,
çiviler ve başına takılan dikenli taç vardır deniliyor.
 
   KAPALI  ÇARŞI:
 
   Fatih zamanında bir kısmı yapılan çarşı 16. yüzyılda Kanunî zamanın-
da ahşap olarak yapıldı. Çok yangınlar geçirdi. 1710 d1 II. Mustafa dev
rinde kârgir olarak tekrar yapıldı. 61 sokak, 4400 dükkân, 2190 atölye, 
18 çeşme, 2 bedesten, 12 depo, 40 han, 2200 han odası, 12 mesçit, 1
okul, 1 hamam, 19 adette tulumbalı kuyusu mevcuttur. 
 
   BOZDOĞAN  SU  KEMERİ:
 
   371 yılında İmparator Valens tarafından yaptırıldı. Zamanında boyu 2 km. idi. Günümüzde 900 m. lik kısmı kalmıştır. Kadıköy’ü kuşatan surla-
rın sökülmesiyle elde edilen taşlar boğazın bu kıyısına taşınarak yapıl-
mıştır. O zamanki şehrin su problemini halletmek için Belgrat ormanla-
rından getirtilen suyun Beyazıt meydanındaki havuza doldurulması için inşa edildi.
 
    KIZTAŞI: 
 
   Fatih’te bulunur.450-457 yıllarından kalma bir anıt, bir dikilitaştır. Di-
ğer Adıyla ünlü( Marcianus ) anıt sütunudur. İstanbul’da ayakta kalabi-
len birkaç Bizans sütunundan biridir. Kız taşı denilmesi, ona dokunan
genç kızlara bakire olup olmadıklarını kımıldayarak fısıldamasıymış. İm-
parator II. Justianus baldızına bu oyunu oynamaya kalkışınca üzerinde-
ki heykel devrilip kırılmış. Şimdi bloğun üzerinde 4 adet kanatlarını aç-
mış vaziyette duran melek heykelleri vardır.
 
   GALATA  KÖPRÜSÜ:
 
   İlk olarak 1845 de yapıldı. 1863 ve 1875 de yenilendi. Dubalar üzerin
deki yeni köprü 1912 de açıldı. Bu köprü bugün Ayvansaray’da bulun-
maktadır. Elektrikli tramvaylar Ocak 1914 de ilk olarak bu köprüden geçtiler. Şimdiki son köprü 1992 de hizmete sokuldu.
 
   GALATA  KULESİ: 
 
   İlk olarak 507 de I. Anastasius zamanında yapıldı. Günümüzdeki şek-
lini 1348 de Cenevizliler zamanında aldı. 1509 depreminde çok zarar gö
ren kule mimar Hayrettin  tarafından onarıldı. Kanunî zamanında hapis-
hane görevi yaptı. Müneccimbaşı Takiyettin Efendi, Sultan III. Murat za
manında kuleye rasathane kurdu. Sultan Murat daha sonra işkillenerek
“ yıldızlarla uğraşmak bize felâket getirir” diyerek rasathaneyi kapattı. Kule yeniden hapishane oldu. IV. Murat zamanında Hezarfen Ahmet Çelebi bu kuleden Üsküdar’a kadar kollarına kanat takarak uçtu. 1717
yılından itibaren kule yangın gözetleme kulesi olarak kullanıldı. Son ola-
rak 1960 da onarım geçiren kule bugün turistik amaçla işletiliyor. Yük-
sekliği 63 m. dir. Dış çapı 17 m. , iç çapı ise 9 m. olup çok kalın duvar-
lıdır. 
 
   TÜNEL:
 
   Karaköy ile Pera’yı birleştiren 573 m. lik tünelin inşasına 30 Haziran 
1871 de başlandı. 14 Ocak 1875 de törenle açıldı. 
   1867 yılında İstanbul’a gelen Fransız mühendis Eugene-Henri Gavant
Galata ile Pera’yı bağlamak ister. Başvurusunu Babı-Alî reddeder. 1869
da gene gelir.Bu sefer Abdülaziz’den (olur) fermanını alır.Çıkarılan top-
rak Tepebaşı bahçesine ve Karaköy meydanına yığılır. İnşaata 180.000 
altın harcanır. 1863 deki Londra, 1868 deki New-York metrolarından sonra dünyanın en eski üçüncü metrosudur. İlk günlerde hayvan ve ara
ba taşınmıştır. 1. mevki 2 kuruş, 2. mevki 1 kuruş , sığır katır, at 3 ku-
ruş, boş araba 4 kuruş olarak ücret alınırdı. Birkaç defa kayış koptu, ka
zalar oldu, ölen ve yaralananlar oldu.1968 de buharlı tünel kapatıldı. 3
yıl aradan sonra 1971 de elektrikli tünel olarak son şekliyle açıldı.
 
   YEREBATAN  SARAYI:
 
   Bazilika Sarnıcı da denilir. İmparator Justinianos tarafından Ayasofya
ile aynı tarihte, 537 de bitirildi. 140 m. x 70 m. boyutunda ve 8 m. yük-
sekliğindedir. İçinde 336 sütun bulunur.Bu sarnıcın suyu Belgrat orman
larından geliyordu. Durgun su olduğu için içme suyu olarak değil, kul-
lanma suyu olarak istifade ediliyordu. 
 
    KIZ  KULESİ:
 
   Bizans İmparatoru Manuel Komnenos denizdeki bu kayalığa ilk kuleyi
yaptırdı. Bu kule ile ilgili birçok öyküler anlatılır.Bizans devrinde bu kule 
bir gözlem eviydi, oradan deniz kontrolü yapılırdı. Sarayburnu’ndan bu adaya bir zincir çekilmişti. 1839 Tanzimat zamanında bir süre karantina 
işlevi gördü. Halen turistik bir lokantası vardır. 
 
   KARACA  AHMET  MEZARLIĞI:
 
   Üsküdar’da bulunan ve İstanbul’un en büyük bu mezarlığının adı  Ya-
vuz Selim ve Kanunî’ye vezirlik yapan Hacı Bektaşi Velî inananlarından 
Horasan Beyi Karaca Ahmet Paşadan geliyor. Mezarlık içinde Rum orto-
doks, Musevî ve Ermeni mezarlık bölümleri vardır.
 
   HAYDARPAŞA  GARI:
 
   İstanbul’un Anadolu’ya ve Orta Doğu’ya açılan ilk kapısıdır. 30 Mayıs
1906 da Alman ve İtalyan taş ustaları tarafından yapılmıştır. Denize ça-
kılan 1100 adet suya izole ahşap kazıklar üzerine oturtulmuştur. Mimarî
tarzı (Neo Klâsik Alman) mimarisidir. 6 Eylül 1917 de bir sabotaj sonu-
cu hasar görmüştür. En son onarımı 1983 yılındadır. 
 
   SİRKECİ  GARI:
 
   II. Abdülhamit zamanında 1888-1890 tarihleri arasında yapılmıştır. Oryantalist mimarî özelliği olan binanın mimarı Alman August Jach-
mund ‘tur.1883-1977 yılları arasında Paris-İstanbul seferini yapan 
Şark Ekspresinin son durağı idi. Gar içinde 23 Eylül 2005 de açılan De-
miryolu Müzesi vardır.
 
   DOLMABAHÇE  SARAYI:
 
   Sultan Abdülmecit tarafından 1848-1856 yılları arasında sahil dolduru
larak yapıldı.Mimarları Garabet ve oğlu Nikoğos Amira Balyan’dır. Saray
da 285 oda, 46 salon vardır. Sarayın yanında bulunan Dolmabahçe Saat Kulesi, sarayın açılışından 39 yıl sonra 1895 yılında II. Abdülhamit
devrinde gerçekleştirilmiştir.
 
   RUMELİ  HİSARI:
 
   1452 yılında Fatih tarafından 4 ay 10 günde yaptırıldı. Kaleye (Boğaz
kesen ) adını bizzat Fatih verdi. Uzunluğu 250 m. , yamaçlara doğru eni125 m. dir. Deniz kenarındaki büyük kuleyi Halil Paşa, Bebek yönün-
dekini Zağanos Paşa, Sarıyer yönündekini de Saruca Paşa yaptırdı. Sa-
ca Paşa kulesi bir dönem hapishane olarak kullanıldı.
 
   ANADOLU  HİSARI:
 
   Yıldırım Beyazıt tarafından 1394 de yaptırıldı. İstanbul’a giriş yaparak 
Bizans’a yardım getiren gemileri engellemek amacıyla yapıldı. (Güzelce
Hisar) , yahut (Akça Hisar) da denilir.
 
   KULELİ ASKERÎ LİSESİ:
   
   Fatih zamanında burada bir manastır ve kule bulunuyordu. Yavuz za-
manında manastır yeniçerilere kışla görevi yaptı. Kanunî burada büyük 
bir kasır yaptırdı. II. Mahmut 1828 de tek katlı ahşap köşk yaptırdı. Kış-
la yanınca Abdülmecit zamanında 1843 de yarı ahşap, yarı kâgir bir ya-
pıya dönüştürüldü. İki yana da kuleler inşa edilince (Kuleli kışla ) denil-
meye başlandı. Kırım savaşına katılan İngiliz ve Fransız askerlerinin bir kısmı bu kışlada kaldılar. 1856 da kasıtlı olarak çıkartılan bir yangından
sonra 1871 de Sultan Abdülaziz binaya son şeklini verdi.1845 de Maçka
kışlasında öğretime başlayan Kuleli As. Lisesi 1872 de şimdiki yerine ta-
şınmıştır. 1877-1878 Rus savaşı sırasında bina hastane olarak kullanıl-
mış, öğrenciler Pangaltı’daki Harp Okuluna taşınmıştır. 1912-1913 Bal-
kan harbinde bina tekrar hastane olmuş, öğrenciler Beylerbeyi Sarayı-
nın yanındaki binalara taşınmıştır. Mondros Mütarekesinde bina Ermeni
yetim ve göçmenlere tahsis edilmiştir. Lozan Anlaşması sonrasında okul
6 Ekim 1923 de eski yerine taşınmıştır.İkinci Dünya Savaşı sırasında ,
1941-1947 yılları arasında öğrenciler Konya’da bulunmuşlar, Kuleli Kışla
sı 1000 yataklı Askerî Hastane olmuştur.
 
   BEYLERBEYİ  SARAYI:
 
   1865 yılında Sarkis Balyan tarafından yapıldı. Barok üslûbunda biblo gibi bir yapıdır. 55 m. x 43m. ebadındadır. Abdülaziz, tüm Osmanlı pa-
dişahları arasında zamanında heykeli yapılan tek sultandır.Ve bu heykel
 
bu saraydadır. İki katlı yapıda 24 oda, 6 salon vardır. İnşasında 5.000
kişi çalışmıştır. III. Napolyon’un eşi İmparatoriçe Eugénie , Avusturya
İmparatoru Franz Joseph , İran Şahı Nasreddin, İngiliz Kralı VII. Ed-
ward bu sarayda konuk edilmişlerdir. Tahttan indirilip Selanik’e gönde
rilen II.Abdülhamit Balkan Savaşı başlayınca bu saraya getirilmiş ve
1918 de burada ölmüştür. 
 
   BALAT  SEMTİ:
 
   İspanyol engizisyonu tarafından taciz edilen Musevîler İspanya’yı terke zorlanınca II. Beyazıt tarafından İstanbul’a davet edildiler. Sefe-
rad adıyla Balat’a yerleştirildiler ve burada Roman Musevîleriyle bir a-
rada oldular. Daha sonra 1853 Kırım Savaşı sonrası Balkanlardan bir grup Musevî daha gelip yerleşti. Balat’ın Fener semtine bakan kısmına 
ise Ermeniler yerleşmiştir. 
 
   FENER  SEMTİ:
 
   Burada Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi bulunmaktadır. Siyah renkli kapısı devamlı kapalıdır. 22 Nisan 1821 tarihinde Ortodoks Pat-
riği V. Gregorios,Türklere karşı Rumları ayaklandırdığı gerekçesiyle II.
Mahmut dönemi Sadrazamı Benderli Ali Paşanın emriyle bu kapının ö-
nünde asılarak idam edilmiştir. 
   Bu semtte bulunan ( Azize Maria ) kilisesi – Kanlı kilise- Fatih’in fer-
manı gereğince 700 yıldan daha fazla süreyle halâ kilise olarak kulanı
lan tek eserdir. 
 
   İSTANBUL  DEPREMLERİ:
 
   İstanbul asırlar boyu birçok büyük depremlere maruz kalmıştır. Bu 
depremlerin yıllarını şöylece sıralayabiliriz:
   358-478-558-865-869-1034-1509-1766-1894 ve 1999 depremleri.
 
   İSTANBUL  YANGINLARI:
 
   Ahşap yapıların olduğu İstanbul’da birçok büyük yangınlar sonucu 
çok sayıda mahalleler kül olmuştur. Bunları da şöylece sıralayabiliriz:
   433 de İstanbul’un kuzeyi, 476 da Lausos Sarayı ve yanan 120.000
cilt kitap, 931 de Çemberlitaş, 1204 de Latin işgali sırasında İstanbul’-
un hemen hemen her yeri, 1434 de Ayvansaray, 1651 de Çemberlitaş
1692 de Cibali, 1693 de Unkapanı, 1708 de Sirkeci, 1718 de Cibali, 
1723 de Fatih, 1725 de Gedik paşa, 1797 de Arnavut köy, 1826 da 
Cağaloğlu, 1870 de Beyoğlu ve 1912 de Sultanahmet yangınları belli
başlı olanlardır.
 
   Şimdi de İstanbul’un belli başlı markalarına bakalım:
 
- 1777 de şekerci Hacı Bekir Eminönü’nde faaliyetine başladı. O sıra-
da Amerika’da bağımsızlık savaşları 1775-1783 yılları arasında sürdü.
3 Eylül 1783 de Paris Anlaşmasıyla İngiltere Amerika’nın bağımsızlığı-
nı tanıdı.1787 de A.B.D. Anayasası kabul edildi. 1789 da George Was-
hington ilk başkan seçildi. 
   O tarihte bizim şekerci Hacı Bekir mesleğinde 12. yılını kutluyordu. 
Onun varislerine nice uzun ve başarılı meslek hayatı dileriz…
- 1864 yılında şekerci Hafız Mustafa, gene Eminönü’nde ve Hacı Bekir 
karşısında dükkânını açtı.
- 1871 de Kurukahveci Mehmet Efendi kahveyi İstanbullulara Eminö-
nünde tanıttı. 
- 1874 de çiçekçi Sabuncakis Beyoğlu’nda çiçekçi dükkânını açtı.
- 1876 da Vefa semtinde Vefa Bozacısı bozasını leblebi eşliğinde müş-
terilerine sundu. 
- 1895 de Rebul Eczanesi Beyoğlu’nda çeşitli ilaç karışımlarını hazırla-
makla hastalara deva oldu.
- 1897 de Konya’dan gelen Sirkeci’de Konyalı Lokantasını hizmete sun
du. ( Konya Doğanbey ilçesinden Hacı Ahmet Doyuran).
- 1901 de Pandeli Çobanoğlu tarafından Mısır Çarşısının Eminönü’ne bakan kapısında Pandeli Restoranını açtı.
- 1904 de Mudanyalı Mehmet Halil Bey Bebek semtine geldi ve bura-
da Badem ezmesini dünyaya tanıttı. 
- 1940 da Lebon-Markiz pastanesi Ohanyan Çakır tarafından Beyoğlu’
nda açıldı.
- 1949 yılında Yusufeli kökenli Hüseyin Topbaş Beyoğlu’nda ilk Saray
Muhallebicisi adı ile pasta-muhallebi dükkânını açtı.
- 1951 de Nadir Güllü Karaköy’de Güllüoğlu Baklava dükkânını açtı.
                                       -------------
   İstanbul ile ilgili yüzlerce kitap vardır. Ben, bende bulunan aşağıda isimlerini verdiğim birkaç kitaptan faydalanarak bu kısa özet bilgileri hazırladım. İlgilenen arkadaşlarıma faydalı olursa mutlu olurum.
   KAYNAKÇA:
- İstanbul’u geziyorum, gözlerim açık. (Haldun Hürel),
- Bir tutam İstanbul. (Jak Deleon), -Pera’dan Beyoğlu’na. (Onur İnal),
- İstanbul’dan sayfalar. (İlber Ortaylı), - Al işte İstanbul. (Çetin Altan)
- İstanbul maceramız. ( Çelik Gülersoy),
- Köşe bucak İstanbul. ( Osman Cemal Kaygılı),
- İstanbul’un kuytu köşeleri. ( Aydın Boysan),
- Dünden bugüne Beyoğlu. (Yüksel Baştunç),
- Yok edilen İstanbul. (Burhan Arpad).
 
ALTAN  İLTER                                                    15 Ekim 2011
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !